Tuna’nın İncisi: Budapeşte

Sonunda merhaba. Sonunda diyorum çünkü uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bir yazıydı. Blogumu açmayla yazma fırsatı buldum. Bu yazım “Tuna’nın İncisi” olarak tarif edilen, eşsiz güzelliklerle dolu, sıcacık bir Orta Avrupa şehri Budapeşte üzerine olacak.
Seyahatime ilk adımlarımı Budapeşte’de düzenelenen bir konferansa makalemin kabul edilmesiyle atmıştım. İlk başlarda eğitim amaçlı olarak gözüken seyahatimin kapsamını biraz genişleterek ufak bir Avrupa turuna dönüştürdüm. Şimdilik sadece Budapeşte’ye değinecek olsam da, diğer duraklarıma da ileriki zamanlarda bahsedeceğim.
Genel olarak gezmeyi seven ve olabildiğince gezmek için kendine fırsat yaratmaya çalışan biri olarak ülkemde o kadar yer gezmiş olsam da ilk yurtdışı deneyimi olacağı için biraz tedirginlikle, gitmeden önce araştırma gereği duydum. Gittiğimde gezebileceğim yerler, tadabileceğim bölgesel tatlar ve konaklama imkanları hakkında ufak çaplı bir araştırma yaparak yola koyuldum. Budapeşte’ye yolculuğum 1 saat 15 dakika süren Antalya’dan İstanbul aktarma uçuşuyla başladı. Yaklaşık 1 saat süren İstanbul-Budapeşte uçuşuyla da Orta Avrupa’ya nihayet ayak bastım. Havaalanındaki işlemlerinizi bitirdikten sonra şehir merkezine gitmek için taksileri kullanabileceğiniz gibi 15-20 dakikada bir kalkan otobüsleri de kullanabilirsiniz. Hemen başlarda özellikle tabelalar olmak üzere Macarca’dan dolayı zorluk çekebilirsiniz. Fakat havaalanından ücretsiz olarak alabileceğiniz bir şehir haritası ile rotanızı kolayca belirleyebilir ve oradaki görevlilerden yardım alabilirsiniz. Merkeze geldiğimde ilk olarak Rakoczi caddesinde bulunan otelime giderek, eşyalarımı bırakıp hemen kendimi sokaklara attım.

Rakoczi Caddesi

Yazıma devam etmeden önce Budapeşte’ye gitmeyi düşünenler için buraya bir not düşmek istiyorum. Budapeşte’ye gitmeden önce paranızı Euro’ya çevirmenizi ve havaalanına vardığınızda ilk başlardaki asgari ihtiyaçlarınızı karşılamak için az bir miktarını havaalanı içerisinde bulunan ofislerden Macar Forint’ine (HUF) dönüştürmenizi öneririm. Bütün paranızı burada Forint’e çevirmemenizi şiddetle önererek merkezdeki geziniz esnasında daha uygun kurlarda dönüştürebileceğinizi bilmenizi isterim. Ayrıca birçok yerde Euro ile de ihtiyaçlarınızı rahatlıkla karşılayabilirsiniz.

Kaldığım yerden devam edecek olursam; yazımın başlarında da belirttiğim gibi gitmeden önce biraz tedirgindim. Fakat eşyalarımı bırakıp kendimi sokağa atar atmaz, kendimi uzun zamandır burada yaşayan biri gibi hissetmeye başladım. Tüm tedirginliklerim, kafamdaki sorular ben sokaklar arasında kayboldukça onların da kaybolduğunu hissettim. Eski mimari yapıyı bozmadan inşa edilmiş çok düzenli ve modern yapıların dışında oldukça geniş caddeler dikkatimi hemen çekti. Ayrıca yemek yiyebileceğim mekanları incelerken gördüklerimin tamamına yakınının Türk restaurantları olduğunu farketmem istemsizce gülmeme neden oldu. Zaten Macaristan’ın meşhur yemeği olan Gulaş çorbası bile çok yakından bildiğimiz bir tat.

Budapeşte’de bulunduğum süre içerisinde gezdiğim ve sizin de kesinlikle gitmenizi düşündüğüm yerler hakkındaki bilgileri yazımın devamında bulabilirsiniz. Ayrıca yazının devamında gezim sırasında ilgimi çeken ve beğendiğim şeyler üzerinde de durmaya çalışacağım.

Parlemento Binası (Parliament Building)

Budapeşte Parlemento Binası Tuna Nehri’ni muhteşem bir açıdan izlemenize fırsatı veren, şüphesiz Budapeşte’nin en göze çarpan yapısı konumunda. Dünya’nın en büyük üçüncü parlementosu ünvanına sahip parlemento şehrin Peşte bölgesinde bulunmaktadır. Ayrıca Saint Stephen Bazilikası ile şehrin en yüksek konumundaki binası olup bu durum din ve devlet işlerindeki eşitliği ifade ediyormuş. Şehrin sembollerinden olan yapıyı gece yat turuyla izlemeniz, büyüsüne kapılıp ayrı bir zevk almanızı sağlıyor.

Balıkçı Tabyası (Fisherman’s Bastion)/Matthias Kilisesi (Matthias Church)

Gerek mimari yapısı gerek bulunduğu konum gereği turistler tarafından oldukça fazla ilgi gören Balıkçı Tabyası şehri tepeden izleyebileceğiniz harika bir yer. Özellikle geceleyin harika manzaraya sahip bu yerde oturup dinlenirken birşeyler içebileceğiniz mekanlar bulunuyor. O manzara karşısında bunu gerçekleştirmek şehirde yapabileceğiniz en güzel şeylerden biri olduğunu altını çizerek belirtmek istiyorum. Ayrıca şehrin sembollerinden olan Matthias Kilisesi’ne de oldukça yakın bir konumda. Buraya taşıtlarla gidebildiğiniz gibi Tuna’yı köprülerle geçtikten sonra füniküler ile yukarı çıkmanız da mümkün. Böylece oldukça güzel bir atmosfer eşliğinde bölgeye ulaşabilirsiniz.

Gellert Tepesi (Gellert Hill)/Özgürlük Anıtı (Liberty Statue)

Tepeye çıkmak için taşıtları kullanabileceğiniz gibi ufak bir doğa yürüyüşü yaparak ulaşabileceğiniz Gellert Tepesi şehrin neredeyse tamamını panaromik olarak görebileceğiniz bir konuma sahip. Eğer yürüyerek çıkmaya karar verirseniz (ki ben öyle yaptım) oldukça fazla efor sarfedeceksiniz. Fakat tepeye vardığınızda buna değdiğini göreceksiniz. Yürüyerek çıkma, sonunda elde edeceğiniz manzaranın keyfini bir kat daha arttıracaktır. Ayrıca yürüyerek çıkmanız halinde güzel fotoğraflar çekebilir, soluklanabilirsiniz. Şehrin Buda bölgesinde bulunan tepede Özgürlük Anıtı ve Buda Kalesi bulunmakta. Özgürlük Anıtı; Sovyet güçlerin Nazi işgalinden kurtulmasının bir sembolü olarak inşa edilmiş. Sovyet güçlerin bir simgesi olarak inşa edilmiş olsa da tüm şehir için sembol haline gelmiş durumda. Tepede ayrıca hediyelik eşya dükkanları ve şehir turu firmaları da bulabilirsiniz.

Zincirli Köprü (Chain Bridge)

Burayla ilgili fazla söze gerek duymuyorum. Budapeşte’de bulunduğunuz süre içerisinde bu köprüye görmemek hatta üzerinden geçmemek imkansız. Siz de köprüye geldiğinizde üzerinde çıkıp çeşitli pozlar yakalayabilirsiniz.

 

Váci Sokağı (Váci Utca)/Merkez Pazar Hali (Central Market Hall)

Budapeşte’nin meşhur caddelerinden biri olan Vaci oldukça dinamik bir yapıda. Bir ucunda Merkez Pazar Hali’nin (Central Market Hall) bulunması burayı alışveriş merkezi haline getirmiş. Restaurantlara, kafelere, çeşitli mağazalara ve pasajlara bu sokak üzerinde rahatlıkla rastlayabilirsiniz. Çok güzel bir atmosferinin olması sıkılmadan karış karış yürümenize neden oluyor. Tarihi ve modern yapıların çok güzel bir şekilde harmanlanmış. Sokağın sonuna geldiğinizde birkaç tur daha atma isteğiniz oluyor. Çok merkezi bir konumda olması gezinizin rotasına kolaylıkla dahil etmenizi sağlıyor. Ben de kesinlikle gidilip görülmesi gereken yerlerden olduğunu düşünenlerdenim. Daha önce de belirttiğim gibi bir ucunda Merkez Pazar Hali bulunuyor. Burası ise yiyecek, hediyelik eşya ve küçük lokantaların olduğu, popüler bir mekan konumunda.

Kısa Notlar

Gezim sırasında en olumsuz olarak aklımda kalan; marketlerden alınan su şişeleri kalmış. Mavi, pembe ve yeşil kapaklarda satılan içme sularına bir türlü alışamadığımı belirtmek istiyorum. Mavi kapaklı su şişeleri bizdeki maden sularıyla birebir aynı olup yeşil kapaklılar biraz daha düşük mineralliyken pembe kapak ise gazsız su olarak adlandırılmaktaymış. Hepsini denemiş biri olarak kana kana su içmeden buradaki gezimi tamamlamış olabilirim. Fakat çeşmelerden rahatlıkla su içebiliceğinizi belirtmek isterim.

Bu yazıyı yazıpta Macaristan’ın şu meşhur Pöttyös Turo Rudi markalı çikolatalarından bahsetmeden geçmek olmazdı. Marketlerin hemen hemen hepsinden kolayca bulabileceğiniz çikolatanın çok farklı tatlarda olanlarına rastlayabilirsiniz. Denemeden geçmeyin derim.

Ayrıca şehirde hatchpack kasa araçların yaygın bir şekilde kullanılmakta ve belirli noktalara elektrikli araçların şarj ünitelerinin konulmuş ve yaygın bir şekilde kullanılıyor olması oldukça hoş bir görüntü çıkarmış.

Şehre ilk adımımı attığımda tarihi ve modern yapılarla harmanlanmış düzene hayran kaldım. Şehrin sıcak atmosferi kendimi bir yabancının aksine daha önce buralarda yaşamış biri gibi hissetmeme neden oldu. Her yerini elimden geldiğince yürüyerek gezmeye çalıştım. Anlatılacak çok şey olduğunu bilerek ne kadar anlatırsam anlatayım gidip yaşanılması gerektiğini düşünüyorum. Sizi de çok sıkmadan, ufak birkaç not ekleyerek yazımı sonlandırmak istiyorum. Nasıl bir rota yada plan yaparsanız yapın, ne kadar kısıtlı süreniz olursa olsun kesinlikle yapmanızı hatta ilk sıraya almanızı önerdiğim bir şey var. Geceleyin yapılacak olan olası bir yat turuna zamanınızı ve bütçenizi ayırmanız bu şehirden alacağınız tüm zevki taçlandıracaktır. Bir tarafınıza Buda’yı diğer tarafınıza Peşte’yi alarak Tuna Nehri’nde devam ederken, şehrin masalsı bir şekilde ışıklandırılması ve arka fonda güzel bir parçanın çalması (dinleyiniz: Sytx – Boat on the River) daha önce hiç yaşamadığım harika bir atmosferi oluşturdu. Bu masalsı deneyimi kesinlikle yaşamanızı öneririm.

Hayallerinizle, sağlıcakla kalın…

Benzer İçerikler

Paylaş...

1617total visits,6visits today

Yorumlar: “Tuna’nın İncisi: Budapeşte

  • 8 Haziran 2017 at 16:15
    Permalink

    Gerçekten çok açıklayıcı bi yazı olmuş. Bütün detayları çok güzel bir şekilde anlatmışsınız.Budapeşte’ye gitmek isteyen birisi olarak yazınızın aklımdaki soru işaretlerini kaldırdığını söylemem gerek, gerçekten benim için çok faydalı oldu. Diğer seyahatlarinizi de umarım paylaşırsınız.Teşekkürler.?

    Reply

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

www.000webhost.com